yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2009 Salı

19 mayıs


19 Mayıs
- Yav bırak Mustafa abi yaa, sen mi kurtarıcan memleketi Allah aşkına!
- Ama işgal zırhlıları...
- Boşver şimdi sen işgal zırhlılarını filan... Gün gelir, memleketin malını mülkünü tapusuyla İngiliz’e satar bunlar.
- Yok canım!
- Yeminle söylüyorum, İngiliz vatandaşı bakan bile getirip koyarlarsa şaşma.
- Ama ahval ve şerait...
- Güzel abim yaranamazsın... Bak şimdi binicez bu dandik gemiye, taaa Samsun’a gidicez, savaş, boğuş, kendimizi paralayacağız, diyelim becerdik, devrim mevrim, anlata anlata dilinde tüy bitecek, sonra sen kahırdan ölücen, önce biraz ağlıycaklar, sonra gene "Son Osmanlı Padişahı" diye pankart açacaklar, mezarında dönücen.
- Saltanat kalsın diyosun yani...
- Alışmadık kıçta don durmaz abi, egemenlik megemenlik vereceğine, iki çuval kömür ver, daha iyi... Aha buraya yazıyorum, açlıktan nefesleri kokarken padişahlarına saltanat uçakları alırlar, bu gemiyi de jilet yaparlar, söylemedi deme.
- Efkárlandım be...
- Yakma o cigarayı gözünü seveyim, yarın öbür gün belgesel yaparlar, keş gibi gösterirler seni haberin olsun.
- Hal çaresi nedir peki?
- Al padişahın kızını, yırtalım.
- Millet ne olacak?
- Onlar da ulemaya sorsun artık ne olacaklarını, bize ne, kendi düşen ağlamaz.
- Laik olmasınlar mı, birey olmasınlar mı, kendi lisanları olmasın mı, şıhlara şeyhlere mi bırakalım kaderlerini?
- Bak ne güzel söylüyorsun, kader der geçerler, takalım takkemizi bakalım dalgamıza, iş çıkarma başımıza...
- İyi de, yazık olmaz mı?
- Asıl bu yaptığını yaparsan yazık olur... Bazıları sana inanacak, etkilenecek, senin fikirlerini yaşatmaya kalkacak, hayatları kayacak, evleri basılacak, içeri tıkılacaklar, kimine saçını örtmediği için fahişe diyecekler, kimine milletin malını Arap’a satmayın dediği için komünist diyecekler, kimine Ne Mutlu Türküm Diyene dediği için faşist diyecekler, darbeci diyecekler... Yorma ahaliyi, kula kulluk edelim, rahat edelim.
- Yok arkadaş, ben bi deniycem.
- E sen bilirsin.

19 Mayıs 2009

Yılmaz Özdil..
alıntıdır..

12 Mayıs 2009 Salı

bir güne ait öğütler



oğlum....

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa ,
çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..

Oğlum
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!

10 Mayıs 2009 Pazar

Annem'e




Canım annem...
beni varedip bu güzel gülücüklerimi bana hediye ettiğin için çok teşekkürler, biliyorum ne kadar teşekkür etsem yeterli değil, bana can verdin, beni düşünen, seven, gülen bir can ve kocaman uzuuun bir hayat verdin, biliyorum ki bana bağışladığın herşey çok değerli,iyi ki varsın canım annem, iyi ki benim annemsin.. seni çok seviyorum..
Oğlun Doruk Efe'n..



Yaptıgın en basıt seyı bıle
dunyanın en ozel ısını basarmıssın gıbı ödullendıren baska kım vardır?
Bı resım cızersın çöp adam çöp kadın..O sana oylesıne destek olur oylesıne yureklendırır kı..
Guclenır daha fazlsını yapmaya calısırsın
Yaptıgın her ıste onun o kocaman destegı vardır hayatının her donemınde..
Aferın kızıma/ogluma harıka seyler yapıyrosun sen.
- Ama anne olmadı galıba bu komık oldu ...
-Olur mu canım benım super yapmıssın :)
Hepımızın annesı boyle boyle yureklendırmedı mı bızı? En hatalı anlarda bıle kolumuzdan tutup kaldıran ve olur boyle seyler bak bı daha dene nasıl basarıcaksın dıye..
Anne !!
diyebılmek cok buyuk anlam.
Anne dıye seslenmenın bın cesıdı var..
Korkmussunuzdur
seslendıgınızde
Annee !!!! demenızle yetısır sarılır sıze..
Koynunda korkularınız dıner.
İcınızde yogun bı sevgı duydugunuzda
Annnemmm :)
deyısınızle aynı ıctenlıgın fzlasıyla sıze sarılan birisi vardır..
Bı sınav oncesıdır zordasınızdır..
sızı rahatlatır teskın eder.
Isınızde yaşadıgınız bı sorunda tesellınız..Kararsızlıkların ıcınde kalıp boguldugunuzda fıkrınız..
Karanlıklarda aydınlıgınız olurlar..
Anne dıyebılmek ne guzel bısey.... Ne guzel bı seslenıs seklı..
Anne !
Annem !
ınsanın yuregının ta ıcınden bı yerlerden gelır bu seslenısı.. Ve karslılık bulur en guzel yurekten..
Anne dıyebıldıgın surece cocuksundur..Cocuklugun devam eder yası yoktur bunun 50 sındır bazen hatta daha fazla
Ama hala ANNE dıybılıyorsan
karsında yavrum dıyen bı can bulursun..
Bugun o canların günü annelerın...
Bekir Çoskun soyle dıyor anneler ıcın..
Bugun anneler gunu..
Yeryuzunun en yuce duygusudur annelık.Ben tum uygarlıgın annelerın eserı ve ogretısı oldugunu düşünurum.

Ame eksıktır uygarlıgımız.

Annelerın cocuklarına
tum canlılara merhamet gostermeyı
Tum canlıların aynı oldugunu ogretmesını dılıyorum..
Bunu ancak anneler yapabılır..
Ve butun anneler aynıdır
Bı anne agladıgında
yuregındekı o annelık cıglık attıgında annedır o .
ne farkı var kı ?

BU bı kus olabılır
Bı kedı
Bı kopek bı at
zarar verdıgınızde yavrusuna aglar cıglıklar atar korumaya calısır..Koruyamadıgında küser hayatına..

Diger canlıların yasam hakkına saygı ve merhametı ogretın

yavrularınıza sevgılı anneler..
Anneler gununuz kutlu olsun.

21 Nisan 2009 Salı

20.04.2009 kuzum aşkım 1 yaşındaa





Oğlumun doğum günü bugün...
Ömrümün anlamlandığı gün bugün.. Gözlerim dolu dolu, şükür edicem ömrümün sonuna kadar...

Bugün sen doğalı 365 gün oldu çıtırığımm..
Anne olmak, yüreğinin yarısını sen nerdeysen orda koyup yürümek demek. Anne olmak, tüm acemiliklere, tüm çelişkilere, tüm yorgunluklara, tüm dayatmalara inat bir küçük insana bir büyük dünya kurmaya çalışmak demek.
Anne olmak, hep çalışmak, az uyumak, çok düşünmek, çabuk sevinmek, birden ağlamak, yüreği kabarmak demek. Anne olmak, biraz çocuk - biraz kadın, biraz olgun - biraz çılgın, dünyaya meydan okumak demek.
Adının anlamı gibi yüce olasın oğlum, varoluşum…
İkimizin de doğum günü bugün, kutlu olsun…
iyiki doğdun kuzum iyiki beni anne olarak seçtin sen benim herşeyim yaşama sevincimsin annemm
ömrün boyunca hep böyle güleryüzlü olursun yüzünden gülücük eksik olmaz inşallah gözünden akan tek damla yaşa ömrümü feda ederim kuzum..
1 sene önce bugün hayatımıza girdin ve babanla beni dünyanın en mutlu insanı yaptın İYİKİ DĞDUN İYİKİ BİZİ AİLEN OLARAK SEÇTİN KUZUM SENİ ÇOK AMA ÇOOK SEVİYORUZ..

ANNEN...

18 Nisan 2009 Cumartesi

Can böyle feda edilir..


CAN BÖYLE FEDA EDİLİR

(Bir doktorun başından geçen gerçek bir hadise)

Yıllar önce hastaneye ağır hasta bir kız çocuğu getirilir. Tek hayat şansı 5 yaşındaki erkek kardeşinden yapılması gereken acil kan nakli imiş.

Küçük oğlan aynı hastalıktan kıl payı kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden antikorlar meydana gelmişti.

Küçük kardeşe durum münasip bir dille anlatılır ve kanını ablasına verip vermeyeceği sorulur. Küçük oğlan bir an duraksayıp düşündükten sonra derin bir nefes almış ve eğer ablam bu hastalıktan kurtulacaksa seve seve kanımı veririm doktor amca demiş.

Kan nakli yapılırken ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyormuş. Bu arada ablasının yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamış, ama kendi yüzü ise giderek soluyor ve gülümsemesi gittikçe yok oluyormuş. Bir yolunu bulup titreyen bir sesle doktora sormuş.

Doktor amca ablam yataktan kakmadan hemen şimdi mi öleceğim ben ?

Bu minik yavru kanını verince ablasının yaşayacağını kendisinin ise öleceğini zannetmiş.

17 Nisan 2009 Cuma

Hüseyin,Ayşe ve Emine'ye..


Unutulmadınız..

Biz izlediğimizde çok duygulandık.. şimdi aramızda olmayan aile büyüklerimize olan sevgimiz ve onlara olan hayranlığımız hala devam ediyor.. Mutlaka boğazınızda birşey düğümlendirecek anlardan biri bu film..



bense 102 yasindayim! - from on Vimeo.

Bu hakkında birçok kötü şey duyduğumuz coca cola'nın reklam filmi.. ancak içindekiler ve anlattıkları bizi çok duygulandırdı.. 102 yaşındaki ihtiyar amcadan oğlumuzun öğreneceği çok şey var, tıpkı bizim büyüklerimizden öğrendiğimiz gibi..
ilk önce Sevmeyi..
HÜSEYİN YÜRÜKLER, AYŞE YILMAZER VE EMİNE KASAP'A..

15 Nisan 2009 Çarşamba

Mehmet Çavuş'tan er ryan'a mektup


19. yy’da tüm Dünyayı sömürgeleştiren, uçsuz bucaksız topraklarda köle ve maden kaynaklarına sahip olan Akrabalarınız, yanlarına İskoçları, İrlandalıları, Avusturyalıları, Yeni Zelandalıları, Gurkaşları, Fransızları, Senegallileri alarak 500 bin kişi ile üstümüze çullandılar. Son beş yılında Balkan savaşlarında,Kafkaslarda, Süveyşte savaşmış yorgun, biçare ve yoksul ordumuzun, Yozgatlı, Çankırılı, Trabzonlu, İstanbullu, Edirneli kızanlarımızın karşılarına avuç içi kadar bir yarımadada dikildiler.

Dünya tarihinin en eşitsiz ve en eşsiz savaşını yaptık. 25 Nisan 1915’te başlayan kara savaşının ilk dört günü diğer 8 aya bedeldi. Düşmanı ilk karşılayan 27. Alay ve komutanımız Şefik Aker’le, 57. Alay ve komutanımız Mustafa Kemal’di. İlk karşılaşmada 4000 askere karşı 30 kişi savunma yaptık..

Öyle biçare, öyle yoksul, öyle çaresizdik ki! bugün Avusturalya müzesinde sergilenen bir topumuz için şöyle bir yazı vardır; Önünden geçmekte olduğun top Türklerin l. Dünya Savaşı’nda ne kadar zaruret içinde olduğunu gösterir. Çünkü bu topu Türkler, Kafkasya Cephesi’nden, Süveyş’e sürmüş, Süveyş’ten Çanakkale’ye işte biz de bu topu Çanakkale’den Avustralya’ya getirdik…

İngilizler bu savaşta bazı komutanlarının yazdıkları anılarla övünerek, yapılan çıkartmayı milli bir bayram gibi anarlar ve anlatırlar. Örneğin, bir İngiliz komutanı Conkbayırı tepesindeki bir makineli tüfeği nasıl ele geçirdiklerini abartarak ve kahramanlığı bol keseden atarak anlatırken, 2 saat sonra makinelinin biz Türkler tarafından nasıl ellerinden alındığını yazmamıştır.
Daha ilk günden itibaren göğüs göğse başlayan bu savaşta 27. Alay komutanımız Şefik Aker’le 57. Alay komutanımız Mustafa Kemal; Alman Liman Paşa’nın ve Enver Paşa’nın yanlışları yüzünden binlerce askerden oluşan canilere karşı 3-5 kişiye kalıncaya kadar o kanlı mücadeleyi vermiştik. Bombasız, topsuz, mermisiz alaylarımıza sürekli cesaret ve yiğitlik telkin edilmişti. Mustafa Kemal Paşa’mızın 57. Alaya: "Size ölmeyi emrediyorum. Siz ölürken arkadan birliklerimizin yetişmesi için zaman kazanacağız." dediği Avusturalya’daki müzede yazılıdır. Avusturya’daki Gelibolu müzesinde sergilenen 57. Alay’ın sancağının önünde şu sözler yer alır: "Ey ziyaretçi, önünden geçmekte olduğun sancak, dünya müzelerinin en nadir esiridir. Çünkü bu sancak dünyada esir edilen tek Türk sancağıdır. Bütün alay şehit olduktan sonra bu sancak bir ağaca dayalı bulunmuştur." Mermileri bittikten sonra, elleri ve süngüleriyle göğüs göğüse savaşan bu alayımızın tüm askerleri şehit olmuştur.

Topu tüfeği olmayan, arkadan takviyesi gelmeyen, süngüsünden başka cephanesi olmayan askerleri, Mustafa Kemal’in dünyanın en mekanize birliklerinin üstüne gönderebilmesi dünya savaş tarihinde eşşiz kahramanlıklara örnek olan Çanakkale Savaşlarının kaderini tayin etmiştir.
Komutanlarımızın anılarında; "uçarak düşmana hücum ettiler, Conkbayırı tepesinde düşmanı kovalarken uçarak havada öldüler!" diye söz ettikleri Mehmetçiklerin, komutanlarına; yaralıyken bile biraz daha savaşmak için yalvardıklarını anılarda okumak mümkündür.
Conkbayırı’na ,Anafartalar’a öylesine bomba yağıyordu ki tek bir otun, tek bir böceğin canlı kalması mümkün değildi. Ama paramparça edilen siperlerimizde askerlerimiz yerin altından fışkırırcasına çıkarak İngilizlerin aklını alıyordu. Günlerce Conkbayırı’na tırmanamayan düşman, her yeri cesetle doldurmuştu. Çürümüş binlerce cesedin kokusuna dayanılmıyordu. Cesetlere üşüşmüş milyonlarca karasinek, bir bulut gibi çökmüştü. Bu sinekler, asker su içerken bile onun suyuna saldırıyor, mataralarla su içilmez oluyor ve tülbentte süzülerek su içilebiliyordu.
Bir tarafta konserveler, etler, çikolatalarla beslenen ama kırbaçlarla cepheye sürülen düşman kuvvetleri diğer tarafta baklaya, bulgura, açlığa talim eden Mehmetçik.
Cüceler, devler ülkesini tanımadan bu savaşa girdiler.Ölenlerimiz sedye göremeden öldüler.
Teneşire çıkmadan, tabuta girmeden gömüldüler.
Sarı yapraklar gibi, gözyaşları gibi düştük.
Salih, Recep, Ramadan ve Hasan Çavuşlarla Conkbayırı’nda, Anafartalar’da, Arıburnun’da demir yığınlarının altında kaldık.
O gece Anadolu’nun saçları ağardı. Kızılırmak ağladı. Kanlı Sırtta’ki top sesleri İstanbul’u salladı. Konya ürperdi. Ölüm’ün soğuğu Kars Kalesi’ne dayandı. Hücuma geçerken şehitlerimize köprü oldu cesetlerimiz.
Cehennemin kazanlarını başımızdan döktüler. Kahpece, şeytanca Afrikalı köleleri, zavallı Hintlileri karşımıza diktiler.

Şimdi bunlar hatıra.
Şimdi sabah!
Şimdi uyanma zamanı..
Uyanıyorum.
Uyanıyoruz.
57 Alay’ın alnının değdiği göklere doğruluyorum.
Doğruluyoruz.
Umudum: Ey Türk Gençliği’m!
Yarınım: Ey Türk Gençliği’m!
Güvenim: Ey Türk Gençliği’m!

Saroz’dan Anadolu’ya 93 yıldır rüzgar değil göğün rengine bulutuna karışıp o askerlerin ateşten nefesleri soluk soluk eser.
Gelibolu bugün bir coğrafya değil; cesetlerden, et parçaları ve çürümüş bedenlerden bir vatandır.
Çanakkale bir şehir değil, bağımsızlık için yazılmış bir destandır.
Yazan : Ali Arslan (Lüleburgaz'dan bir tarih öğretmeni)
Yayınlayan : Görünüm Gazetesi
Orjinal Adı: MEHMET ÇAVUŞ OSURSA ER RAYN GAZ OLAMAZ

22 Kasım 2008 Cumartesi

OĞLUM GENLERİNDE VAR, BAK BİZ TRAKYALILAR :)


Rahata
Ve rahatıımıza düşkünüz.
Neşeli
ve güler yüzlüyüz.

Azıcık çalışmayı,
Çokça tatili
En çok mangalı
Üstüne balığı
Yanına rakıyı severiz...

Türkçeyi 28 arf konuşur,
"H" arfini kullanmaya gerek duymayız.
Kötü söz bilmez, edilse de duymayız.

En hoş görülü,olduğumuzdan biz de asayiş olayı olmaz.
En eğitimli,olduğumuzdan biz de gerici olmaz.

En yüksek gelirli, oldumuzdan Türkiye´nin vergi yükü sırtımızdan eksik olmaz.

En güvenli olduğumuzdan her memleketlisi gelmese olmaz.

İrticacılara teslim olmadığımızdan hükümet içkeye zam yapmasa olmaz.

Ülkesinin beynidir TRAKYALI.

Müzik bitmeden ortamdan ayrılmak, şişe bitmeden masadan kalkmaz bize hiç olmaz...

TRAKYA SÖZLÜĞÜ :)
Kızan: Çocuk, genç...
Adaş: Arkadaş, dost
Pırkalamak: Kurcalamak, dürtmek...
Bikerette: Bir işi tek seferde, bir kerede yapmak...
Maacır: Muhacir.
Aydamak: Sürmek, haydamak...
Aykırlamak: Bir istikamete yönelmek, yöneltmek...
Domatiz: Domates.
Aretlik: Ahiretlik, can arkadaş, kanka...
Spıtmak: Fırlatmak, atmak, fıydırmak...
Fıydırmak: Spıtmak, fırlatmak, atmak...
Domatiz: Domates
Samkilim, Çünkülüm: Çünkü
Nabüün: Nasılsın
Aga: Ağabey, abi...
Purnik: Sigaradan veya içkiden bir fırt almak...
Gündendi: Ayçiçeği, gündöndü...
Ampir: Salak, sersem...
Kapçık Ağazlı: Ağzında bakla ıslanmayan, çat çat her şeyi söyleyiveren...
Epten aykırı gidersin: Çok entelsin...
Kendiliksiz: Aklı başında olmayan...
Te orda/Ti orda: İşte orada...
Kaptır burdan: Bu yoldan devam et...
Bızıklamak: Kurcalamak, karıştırmak...
Apörle: Hoparlör.
Abe: -Ya sözcüğü
Bızıktaş: Yaramaz arkadaş
Doldur be aganın: Daha bira isterken kullanılır...
Kaç öte be eyyy: Park yeri isterken...

20 Ekim 2008 Pazartesi

Yürükler ailesi 1940'lar


fotoğraf yaklaşık 70 yıllık olup
resimdeki tek yaşayan en sağdaki
Hasine halamızdan temin edildi..
Kendisi şu an 75 yaşında

Renkliky422

orjinali

Eskiresim12

SOLDAN SAĞA
Murat Yürükler 1899 dl
Rasim Yürükler 1926 dl
Mustafa Yürükler 1931 dl
Hüseyin Yürükler 1932 dl
Nazım (Nazmi) Yürükler 1935 dl
Havva Yürükler 1904 dl
Hasine Yürükler 1933 dl

16 Haziran 2008 Pazartesi

Oğul koşması


ZİRVE seni bekliyor

Dağın kıymetini bil.

Üzümü yemek için

Bağın kıymetini bil.

Yokluk göründüğü an

Çabuk yıkılır insan,

Azı beğenmiyorsan

Çoğun kıymetini bil.

Oğlum benim, bir düşün,

Değeri var mı dünün

Yarın çok geç, ömrünün

Bugünün kıymetini bil...

Ümit Yaşar Oğuzcan----------


- İyi bir ad ve iyi bir öğüt, babanızın size verebileceği tek şeydir.

Harry Truman

BÜTÜN BABALARIN BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN...

4 Haziran 2008 Çarşamba

BİRİCİK OĞLUMA


Şimdi sen su olduğunu düşün su kadar güzel, su kadar faydalı ve su kadar çok tükenmez. İnanıyorum ki gerçekten de öylesin ama ister çeşmelerden dökül ister göklerden yağ ister nehirler dolusu ak dibi olmayan kovayı dolduramazsın. Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın. Unutma daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin. Gürültünün parçası olursun. Sadece suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü nasılsa burada lüzum yok ki suyu kana kana içmeye diye düşünürler... Aynen sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi ormandaki hiçbir hayvan ormanın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye kadar hepsi hep sabahın en sakin anını bekledi. Suyun durgun yerlerini bulabilmek için. Gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler. Onlar için en uygun olan kendi istedikleri zamanda ...

Sen hep bir su olduğunu düşün su gibi güzel su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez.... Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi yaratıcı ol; su gibi yakıcı, sürükleyici ve öldürücü değil... Sen bir su ol... Ama rahmet ol ; afet değil... Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme ; sana ”felaket” denmesin. Su isen bir bardağa sığabil ki damarlara giresin. Su yüce Mevla’nın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri. Unutma, suya benzediğini unutma. Su gibi güzel, su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu unutma ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi su gibi de kıyametler koparabileceğini de unutma. Ancak Şunu da unutma ki senin için rahmet olmak, afet değil... Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan hayat versin çevrene ve yaşayabilsin dünya dönmesine devam etsin diye. Yoksa hep duyulmayan korkular ve kaçılan olursun selle ve afetler gibi ama yapman gereken şu değil mi? Diyeceksin ne zaman ne söyleyeceğinin düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini kimin anlayıp anlamadığını düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini. Hatta anlayanların anladıklarında sena anlattıklarını ne kadarı olduğunu düşüneceksin ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek ve en az ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın. Hadi..... Sen şimdi “su olduğunu” düşün ve kendini su gibi hisset, su gibi güzel su gibi berrak su gibi yararlı, su gibi hayat kaynağı, su gibi bitmez tükenmez olduğunu hatırla. Ama yine su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini; girebilmeyi öğren insanların damarlarına. Hayat ver...

Vazgeçilmez ol!!!

Biricik oğluma ....

11 Mayıs 2008 Pazar

ANNEMMMMMM


ANNECİĞİM
Ne sevimli bir annesin!
Ne tatlıdır senin sesin!
Benim canım mısın nesin
Sen olmazsan yapamam ben!..

Senden yakın kim var bana?
Kalbim, canım bağlı sana!..
Üzüntüm yok ondan yana
Seviyorsun beni de sen.

Gülsem güler yüzün
Ağlamamdan alır hüzün…
Senin gecen ve gündüzün
Işık alır sanki benden!


DSCF0983

ANNELER GÜNÜN KUTLU OLSUN ANNECİM


ANNEMİZ VE ANNELERİMİZ SİZLERİ ÇOK SEVİYORUZ
DSCF1153